Türk okurunun Yüce Tanri Pan ve Üc Sahtekar ile tanidigi Arthur Machenin en kisisel, otobiyografik ve bircok elestirmene göre edebi acidan en güclü eseri olan Düsler Tepesi, nihayet Türkcede. Ingiliz dekadan edebiyatinin ve klasik gotik gelenegin zirvelerinden biri sayilan bu karanlik basyapit, gerceklik ile düs arasindaki sinirlari ustalikla siler.
Roman, genc ve icine kapanik bir yazar adayinin, Gallerin puslu ve antik tepelerinden Londranin lahana suyu kokulu gri banliyölerine uzanan trajik ruhsal yolculugunu anlatir. Kahramanimiz, modern dünyanin sigligina ve cirkinligine karsi zihninde Roma hisarlari, pagan ayinleri ve kayip caglarin güzelliginden olusan bir fildisi kule yükseltir. Dili ruhani bir enstrüman gibi kullanan Machen, yazarligi hem kutsal bir sarhosluk hem de kacinilmaz bir azap olarak resmederken, cürümenin o morumsu kizilligini neredeyse solunabilir hale getirir.
1895-1897 yillari arasinda yazilan, ancak dönemin ahlakci baskilari nedeniyle 1907de yayimlanabilen bu hayal gücü ilahisi; cocukluk masumiyetinden sanatin bas döndürücü yalnizligina, güzellik tutkusundan, kendini tüketen bir ideal arayisina uzanir. Zamanin cözüldügü, gercekligin catladigi ve nesrin siire dönüstügü Düsler Tepesi, yüz yili askin süredir büyüsünden hicbir sey kaybetmeyen, okurunu görünür dünyanin ötesindeki o tekinsiz esige cagiran essiz bir klasiktir.