Büyük bir evde tek basina yasamak, zamanla evin icinize yerlesmesi gibidir. Odalar genisler, sessizlik kalinlasir; ücgen dag, pencereden her gün ayni sekilde bakar.
Sonra biri gelir.
Davet edilmemis ama iceri alinmis. Yabanci mi, misafir mi Belki de ikisi. Kadin onu izler, düsünür, ölcer. Giderek daha yakindan.
Giderek daha tehlikeli bir dikkatle. Bu ilgi nerede biter, saplanti nerede baslar
Sonra roller degisir. Bu sefer kadin yolculuga cikar. Artik o, kapida bekleyen kisidir. Yani bir misafirdir. Iste bu tersine dönüs, romanin özünü olusturur. Ariane Koch bu dönüsümü, aidiyet ve yabancilik, ev sahibi ile misafir iliskisinde kimin gücü elinde tuttugu, kimlik ve asimilasyon ve bir mekanin insana dayatmasi ya da insanin bir mekana dayatmasi üzerine derin sorular sormak icin kullanir.
Elestirmenler tarafindan Kafkayi cagristiran gerceküstü ve felsefi atmosferiyle övgüyle karsilanan roman, konukseverligin iktidarla, yabanciligin kimlikle ve evin hapishaneyle ne zaman ic ice gectigini soruyor.
Özgün mizahi ve olaganüstü cümle düzeyindeki yazarligiyla dikkat ceken ve kiymetli cevirmen Regaip Minarecinin Türkcesiyle dilimize kazandirilan roman, 2021de aspekte Edebiyat Ödülünü kazanmis, 2022de ise Rauriser Literaturpreista kisa listeye girmistir.