Ivan Bunin, Nobel ödüllü dehasini konusturdugu Mityanin Aski basyapitinda, ilk askin cennetinden kiskancligin karanlik dehlizlerine giden trajik bir yolculugu resmediyor. Genc Mitya, Moskovanin gürültülü caddelerini geride birakip tasranin agir sessizligine sigindiginda, yaninda sadece Katyanin hayalini degil, ayni zamanda ruhunu kemiren o amansiz belirsizligi de tasir. Baharin uyanisiyla birlikte her cicek, her esinti ve her kus sesi Katyanin bir yansimasina dönüsürken; doganin bu muazzam güzelligi, sevgilisinden gelen cevapsiz mektuplarla Mitya icin yavas yavas bir iskence odasina evrilir.
Idealize edilmis bir askin safligi ile tasranin cig ve bedensel gercekligi arasinda sikisip kalan genc adam, zihnindeki o SBizans gözlü hayalin esiri olmaktan kurtulamaz. Buninin essiz doga tasvirleri, kahramanin icsel sancilariyla o kadar derin bir uyum icindedir ki okur, tarlalardan yükselen taze toprak kokusunda bile yaklasan sonun soguk nefesini hisseder. Askin mülkiyet hirsina, masumiyetin ise yikici bir melankoliye dönüstügü bu anlati, insan ruhunun en mahrem ve karanlik köselerine siziyor. Modern insanin varolussal sancilarini ilk askin titrek isigi altinda inceleyen bu trajik destan, dünya edebiyatinin en sarsici ve unutulmaz finallerinden biriyle okuyucunun kalbinde derin bir iz birakmaya hazirlaniyor.